Devlet Konuşur, Ama Nasıl Konuştuğu Daha Önemlidir

...

Türkiye’de devlet dediğiniz yapı, sadece sahada operasyon yapan bir güvenlik aygıtı değildir. Devlet aynı zamanda konuşur. Ama öyle rastgele, günü kurtaran cümlelerle değildir, ölçerek, tartarak, gerektiğinde susarak konuşur. Çünkü bazen bir cümle, yapılan on operasyondan daha fazla etki üretir.

Son kabine değişikliğiyle İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturan Mustafa Çiftçi ile birlikte tam da bu noktada bir kırılma yaşanıyor. Görünen devletin dili değişiyor, görünmeyen tarafı ise devlet, kendisini tarif ediyor.

Ali Yerlikaya döneminde İçişleri Bakanlığı, sadece sahada değil, iletişimde de oldukça “yüksek perdeden” bir performans sergiliyordu. Operasyonlar adeta birer gösteri diliyle servis ediliyor, kamuoyunun dikkatini çekecek sert ve çarpıcı ifadeler tercih ediliyordu. Sosyal medya aktif, mesajlar doğrudan, ton ise nettir: “Devlet burada ve güçlü.” Bazen tartışma yaratan görüntüler paylaşılır bazı kararlarda kimin ne dediği önemsenmez, geri adım atılmazdı.

Bu yaklaşımın hakkını teslim edelim; kısa vadede etkiliydi. Kamuoyunda karşılık buldu, suçla mücadelede kararlılık algısını güçlendirdi. Ama bir yan etkisi vardı: Gürültü arttıkça anlam incelir. Her gün yükselen ses, bir süre sonra sıradanlaşır. Tartışmalar, operasyonların önüne geçer. Devletin gücü konuşulmaz, devletin üslubu tartışılır hale gelir.

Yüksek perdeden duyurulan operasyonlara rağmen özellikle yeni nesil çeteler sokakta rahatlıkla eylem yapmaya devam ettikçe, uyuşturucu sokaklarda rahatlıkla bulunmaya devam ettikçe kamuda suça karşı caydırıcı gücün zayıfladığı duygusu ortaya çıktı. 

İşte tam bu noktada yeni dönem başlıyor.

Mustafa Çiftçi ile birlikte İçişleri Bakanlığı’nın dili daha düşük frekansa çekilmiş durumda. Aynı operasyonlar yapılıyor, aynı mücadele sürüyor ama anlatım değişiyor. Daha az sıfat, daha çok veri. Daha az duygu, daha fazla süreç. Kısacası; devlet bağırmıyor, bildiriyor.

Bu değişimin en net örneklerinden biri trafik cezaları tartışmasında görüldü. Toplumun geniş kesimlerinde rahatsızlık oluşturan uygulamalar karşısında refleks gösteren bir bakan profili çıktı karşımıza. Tepkiyi yok sayan değil, analiz eden… “Devlet yaptıysa doğrudur” kolaycılığına kaçmayan, aksine uygulamayı gözden geçiren bir yaklaşım.

Bazı düzenlemeler geri çekildi, bazıları yumuşatıldı. Ama asıl önemli olan şu cümleydi: “Kafa karışıklığını gidereceğiz.” Devlet ilk kez bu kadar açık şekilde, “Ben de düzeltirim” dedi. Bu, küçümsenecek bir şey değil. Bu, bakanlığın vatandaşla kurduğu ilişkinin ton değişimidir.

Elbette iki dönemi karşı karşıya koyup “biri doğru, diğeri yanlış” demek kolaycılık olur. Ali Yerlikaya’nın iletişim tarzı hızlı etki üretir, Mustafa Çiftçi’nin yaklaşımı ise zamana yayılır. Biri algıyı yönetir, diğeri güveni inşa eder. Türkiye gibi ülkelerde her ikisine de zaman zaman ihtiyaç duyulur.

Yerlikaya’nın dönemi sona erdikten sonra özellikle iletişim dili açısından yapılan eleştirilerin büyük bölümü rasyonellikten oldukça uzak. Her iki bakanın uyguladığı iletişim dilinin kısa ve uzun vadede kamuoyu ve seçmene yönelik avantajları ve dezavantajları var. Bu bir başka yazının konusu olabilir. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var: Gürültüyle kurulan otorite, sessizlikle test edilir. 

Yeni dönemde dikkat çeken bir diğer başlık ise iletişimin kurumsallaştırılması. İçişleri Bakanlığı’nda iletişim süreçlerini koordine etmek üzere Hasan Öymez’in görevlendirilmesi, “kontrollü görünürlük” stratejisinin işareti.

İçişleri Bakanlığı ve bağlı tüm kurumların iletişim stratejilerini koordine etmek, medya ilişkilerini yönetmek ve kamuoyuna aktarım süreçlerini optimize etmek için Hasan Öymez’in görevlendirilmesi, sanırım devletin abartmadan sahada ve görünür olacağının mesajını veriyor. Devlet sessiz ve ciddiyetle işini yapacak ama sesini de duyuracak. Bu denge uzun vadede güven ve destek kazandıracaktır. Devlet sahada olacak ama vitrine çıkarken ölçüyü kaçırmayacak. Her operasyon bir gösteriye dönüşmeyecek. Ama gerektiğinde de sesini duyurmasını bilecek. 

Umarım Valilerin mutat şekilde İl Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanıyla kürsüye çıkıp sadece asayiş rakamlarını paylaştıkları basın açıklamaları da son bulur, bunun yerine kentlerin her konusunun dile getirildiği basın toplantıları yapılır.   

Devletin itibarı ne kadar konuştuğuyla değil ne zaman konuştuğuyla ilgilidir.

ADALET TARAFINDA SESSİZ AMA GÜÇLÜ BİR HAMLE

Benzer bir yaklaşımı Adalet Bakanlığı’nda da görüyoruz.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne Çelebi Yılmaz’ın atanması, ilk bakışta teknik bir tercih gibi görülebilir. Ama aslında çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu atama, “dışarıdan yıldız transferi” yerine “içeriden yetişmiş akıl” tercihidir.

Yılmaz, kurumun mutfağından gelen bir isim. Daire başkanlığı yapmış, genel müdür yardımcılığı görevinde bulunmuş, sistemin aksayan ve işleyen taraflarını birebir görmüş bir bürokrat. 

Denetimli Serbestlik Başkanlığının son yıllardaki çalışmalarıyla uluslararası alanda da ilgi görmesi, Türkiye’nin bu alanda model üretme kapasitesini de ortaya koyuyor. Çelebi Yılmaz bu alanda daha önce de çalışmış birisi olarak, denetimli serbestlik sisteminin görünürlüğünü daha ileri taşıyacak, işleyişteki eksiklikler giderilecektir.

Bu tür atamalar, sadece kadro değişikliği değildir. Bu, kurumsal hafızaya güvenmektir. Devlet bazen en büyük reformu, doğru insanı doğru yere getirerek yapar. Türkiye’de devlet algısı artık sadece yapılan işlerle değil, o işlerin nasıl anlatıldığıyla şekilleniyor. İletişim, güvenliğin bir parçası haline gelmiş durumda.

Devlet her gün konuşmak zorunda değil. Ama konuştuğunda, o sözün bir ağırlığı olmalı. Vatandaş şunu çok iyi ayırt ediyor artık. Kim bağırıyor, kim iş yapıyor.

Ve uzun vadede her zaman kazanan, sesi yüksek olan değil, sözü yerinde olandır.

Etiketler :
Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum