Bir Temsil İddiasının Sosyolojik Çöküşü
...
İmralı’dan süreçte ikinci aşama başlığıyla verilen haberin alt metninde ortaya konulan “şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıyoruz” sözünün içeriğinin bir lütuf olmayıp yaşam pratiğinin getirdiği bir zorunluluk olduğunu, Musa Işın’ın “Kürtlerin PKK ile İmtihanı” isimli kitabının içeriği çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Şiddetin tercihle değil, zorunlu olarak terk edildiğini anlamak gerekiyor.
Kütahya Valisi Musa Işın’ın kaleme aldığı bu kitap devlet tecrübesi, saha gözlemleri ve sosyolojik değerlendirmeler üzerinden, PKK ile Kürt toplumu arasındaki ilişkinin gerçek niteliğini sorguladığı bir analiz kitabıdır. Mutlaka rasyonel bir akılla okunması gereken bu kitap PKK’nın, Kürtlerin doğal ve meşru temsilcisi değil; aksine Kürt toplumuna zarar veren, onların sosyolojik, ekonomik ve demokratik gelişimini engelleyen bir örgüt olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.
Son günlerde PKK Kürtlerin temsilcisi mi şeklinde ortaya çıkan, çıkarılmaya çalışılan anlayışa bu kitap net cevap veriyor. Kitaba göre kökeni etnisiteden çok ideolojik olan PKK, Kürtlerin özgürlük mücadelesinin temsilcisi değil; Kürt toplumunun doğal gelişimini engelleyen, onları devletle ve normal hayatla karşı karşıya getiren ideolojik ve silahlı bir yapıdır. Böyle bir yapıyla birlikteliğini her fırsatta ortaya koyan, aynı amaçları paylaşan siyasi yapılarında halkın geleceğine sloganlardan başka koyabileceği bir katkı olmuyor.
Bazen bir kitap, sadece sayfalardan ibaret olmaz. Bazen bir kitap, uzun yıllar boyunca konuşulamayan bir gerçeğin sessiz tanığı olur. Musa Işın’ın kaleme aldığı Kürtlerin PKK ile İmtihanı, tam da böyle bir çalışma. Bir iddia ortaya atmaktan çok, uzun süredir var olan bir çelişkinin üzerindeki örtüyü kaldırma çabası.
Çünkü bu ülkede en çok karıştırılan şeylerden biri, bir halk ile bir örgütün aynı şey sanılmasıdır.
PKK meselesi, Türkiye’de çoğu zaman bir güvenlik sorunu olarak ele alındı. Oysa bu mesele, en az güvenlik kadar sosyolojik bir meseledir ve daha fazlası da vardır.
Bir örgütün varlığı, sadece silah taşıyan insanların varlığı değildir. Asıl sorun, o silahın kimin adına konuştuğu iddiasıdır. İşte kitabın asıl sorduğu soru tam olarak burada başlıyor. Gerçekten kim kimin adına konuşuyor?
Türkiye’nin doğusunda ve güneydoğusunda yaşayan milyonlarca insanın hikâyesi, çoğu zaman başkaları tarafından yazıldı. Ya romantize edildi, ya kriminalize edildi. Ama nadiren gerçekten dinlendi.
Oysa insanların büyük çoğunluğu için hayat, ideolojik sloganlardan ibaret değildir. Hayat, iş bulmaktır. Hayat, çocuğunu okutabilmektir. Hayat, akşam eve sağ salim dönebilmektir. Hiçbir anne, çocuğunun uyuşturucu dahil çok sayıda karanlık işleri mübah gören bir ideolojinin parçası olarak dağlarda, karanlık arka sokaklarda kaybolmasını istemez. Her anne, çocuğunun bir hayatının olmasını ister.
Bu yüzden sahadaki gerçek ile ideolojik anlatı arasındaki mesafe, çoğu zaman tahmin edilenden daha büyüktür. Silah, en çok adına konuştuğunu söylediği insanın hayatını daraltır.
Belki de bu yüzden sorun, sadece geçmişin bir muhasebesi değildir. Aynı zamanda geleceğin nasıl kurulacağına dair bir sorundur. Çünkü hiçbir toplum, sürekli bir çatışma hâli içinde sağlıklı bir gelecek inşa edemez. İşte tam bu noktada silahların susması, susturulması önemli bir aşamadır.
Barış, sadece silahların susması değildir. Barış, insanların korkmadan konuşabilmesidir. En önemlisi, barış kimsenin kimse adına konuşma iddiasında bulunmak zorunda kalmadığı bir olgunluk hâlidir.
Hakikat, eninde sonunda kendine bir yol bulur. Ama o yol bazen uzun, bazen sancılı olur. Bu kitap, o yolun taşlarını döşemeye çalışan metinlerden biri.
Hakikatin olduğu gibi kabul edilmesi gerçek özgürlüğün başladığı noktadır.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.