Kaymakam Saz Çaldı, Devlet Ne Söyledi?

...

Geçtiğimiz günlerde Mardin’in Midyat ilçesi Kaymakamı Mehmet Kaya’nın halk müziği etkinliğinde saz çalması ve eşinin de türkü söylemesi çok sayıda haber kaynağında yer aldı. “Kaymakam saz çaldı, eşi türkü söyledi” şeklindeki başlıkla servis edilen haberlerde, söz konusu performans anına ilişkin video görüntülerine de yer verildi.

Bu olay tek başına “Kaymakam saz çaldı, eşi türkü söyledi” şeklinde okunursa sıradan bir folklor görüntüsü gibi durabilir. Aynı zamanda etkinlikte yer alan amatör sanatçıların performansı da bu haberin gölgesinde kalır ki bu, onlara da haksızlık olur. Ama mülki idarenin dönüşümü açısından bakıldığında daha ilginç bir fotoğraf ortaya çıkıyor.

Türkiye'de uzun yıllar boyunca kaymakam ve vali figürü daha çok makam odasıyla, protokol konuşmalarıyla ve resmî törenlerle özdeşleşmişti. Son yıllarda ise sahaya çıkan, vatandaşla aynı masaya oturan, spor yapan, koro kuran, türkü söyleyen, film festivaline katılan yeni bir kamu yöneticisi profili ortaya çıkıyor. Artık sahaya çıkmayan yok gibi. Öyleyse iletişim tekniği açısından farklı bir şey yapmak ve farklı şeyler söylemek gerekiyor.

Mülki idarenin dilindeki bu değişimin nedenlerini; sosyal medyanın görünürlük baskısı, vatandaş beklentilerinin değişmesi, kamu yöneticilerinin iletişim becerilerinin önem kazanması, devlet-vatandaş mesafesinin azaltılmak istenmesi gibi faktörlerle açıklayabiliriz.

Midyat'taki görüntü de böyle bir dönüşümün bir parçası olarak okunabilir. Ancak bu noktada karşımıza başka bir soru çıkıyor:

Bir kaymakamın saz çalması ve eşinin türkü söylemesi mi önemlidir, yoksa devletin kültürel alanda nasıl temsil edildiği mi?

Eğer saz çalmak vatandaşla doğal bir bağ kurmanın, yerel kültürü sahiplenmenin ve toplumsal yakınlık üretmenin aracıysa bu, devletin yumuşak gücünün bir yansıması olarak görülebilir. Özellikle Midyat gibi çok kültürlü bir coğrafyada türkü, bazen uzun bir konuşmadan daha güçlü bir iletişim dili olabilir. Burada da ince bir çizgi karşımıza çıkıyor. Evet, devletin ulaşılmaz olması büyük sorundur. Ancak devletin gündelikleşmesi de en az ulaşılmaz olması kadar büyük sorundur. Mülki idare amiri sadece vatandaşla yakınlık üretmez, aynı zamanda otorite de üretir ve üretmelidir.

Emekli bir valinin, ki izin almadığım için ismini vermeyeceğim, Midyat’a ilişkin ilk sözü şu oldu: “Babam Midyat’a öğretmen olarak atandığında halk babama 5 kuruş para harcatmamıştı, babam maaşını dedeme gönderirdi, dedem de ev yaptırmıştı.” Bu kadim coğrafyanın insanı o tarihlerde de devleti böylesine önemsiyordu. Öğretmen de devlet demekti.

Daha önce de farklı yerlerde görev yapan birkaç kaymakam çeşitli etkinliklerde saz çalmıştı. Kaymakamın saz çalmasının devlet temsilinin önüne geçip geçmemesi buradaki ince çizgidir.

Çünkü mülki idare amirleri sanatçı, sporcu veya sosyal medya fenomeni değildir. Onların temel görevi kamu düzenini sağlamak, devlet hizmetlerini koordine etmek ve vatandaşın sorunlarını çözmektir. Kültürel faaliyetler bu temsilin zenginleştirici unsuru olabilir ama merkeze yerleştiğinde makamın ağırlığıyla görünürlüğün cazibesi arasında bir gerilim oluşur.

Konuya birkaç farklı boyuttan yaklaşabiliriz. Uzun yıllar boyunca mülki idare amirlerinin eşleri daha çok protokol faaliyetlerinde, sosyal yardım çalışmalarında veya resmî ziyaretlerde görünürdü. Burada ise eş, kültürel üretimin aktif bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu, devlet temsilinin daha sıcak ve erişilebilir görünmesine katkı sağlayabilir.

Vatandaşın gözünde “kaymakam ve eşi” artık yalnızca resmî törenlerde görülen figürler değil, aynı türküyü paylaşabilen insanlar olarak görünür. Bu da özellikle Anadolu'da güçlü bir yakınlık hissi üretebilir.

Fakat bir boyut daha var. Temsil teorisi açısından devlet görevlisinin ailesi kamusal görünürlüğe çıktığında dikkatli olunması gerekir. Çünkü kamuoyunun zihninde şu soru oluşabilir:

“Burada temsil edilen şey kültür mü, aile mi, makam mı?”

Devletin herhangi bir makamı kişiselleşmeye başladığında, kamusal rol ile özel hayat arasındaki sınırlar bulanıklaşabilir. Bu nedenle böyle görüntülerin toplum tarafından olumlu karşılanması kadar, temsil ölçüsünün korunması da önemlidir.

Kaymakam ve eşi hanımefendinin sahne performansından öte ortaya konulan fotoğrafa ilişkin birkaç cümle de söylemek gerekiyor. Sadece fotoğraf üzerinden baktığımızda benim dikkatimi ilk çeken husus, kaymakam ve eşi hanımefendinin sahnede sandalyede oturuyor olmasıydı. Eğer bilinçli bir tercih yapıldıysa, oturarak türkü söylemek kamuoyunda “konser veren sanatçı” görüntüsünden ziyade “samimi bir kültürel paylaşım” görüntüsü üretir. Bu, kamu makamının ağırlığını korurken toplumsal yakınlık kurma çabasına daha uygun bir estetik tercihtir.

Bu nedenle ben bu görüntüyü bir türkü performansından çok, şu başlığın altında okurum:

“Devletin sahadaki dili değişiyor.”

Dün devlet vatandaşla daha çok kürsüden konuşuyordu. Bugün ise bazen bir kahvehanede çay içerek, bazen bir bilek güreşi masasında, bazen de bir sazın tellerine dokunarak temas kurmaya çalışıyor.

Bu noktada üzerinde durulması gereken konu, devletin toplumla arasındaki mesafeyi hangi yöntemlerle yeniden tanımladığıdır. Midyat'taki görüntü de tam olarak bu dönüşümün küçük ama anlamlı bir örneğidir.

Bir kaymakamın saz çalması, eşinin türkü söylemesi tek başına ne olumlanacak ne de eleştirilecek bir durumdur. Asıl mesele, devletin toplumla kurduğu ilişkinin hangi zeminde yeniden inşa edildiğidir. Midyat'taki görüntü bu nedenle bir müzik performansından çok, Türkiye'de mülki idarenin değişen temsil diline dair dikkatle okunması gereken bir işarettir.

Etiketler :
Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum