Mevzuatı Yöneten Değil, Mevzuatla Yöneten Devlet
...
Türkiye'de valiler üzerine yapılan değerlendirmelerin önemli bir bölümü; görev yaptıkları illerdeki yatırımlar, kriz yönetimleri, halkla buluşmaları veya kamuoyuna yansıyan açıklamaları üzerinden şekillenir. Oysa bir kamu yöneticisini anlamanın en doğru yollarından biri, yalnızca ne yaptığına değil; nasıl düşündüğüne, kararlarını hangi zihinsel çerçeve üzerine inşa ettiğine bakmaktır. Çünkü bir yöneticinin düşünce dünyası, çoğu zaman yazdığı eserlerde, kullandığı dilde ve kamuoyu önündeki temsil biçiminde kendini ele verir.
Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken yalnızca bir
valinin yönetim tarzı değildir. Son yıllarda Türkiye'de mülki idare
teşkilatında sessiz ama dikkat çekici bir dönüşüm yaşanıyor. Bir dönem daha çok
denetleyen, mesafe koyan ve kriz anlarında görünür olan vali profili; yerini
sahada sürekli bulunan, vatandaşla temas kuran, iletişimi yönetimin doğal bir
parçası olarak gören yeni bir temsil anlayışına bırakıyor. Bu değişim, bireysel
tercihlerle açıklanabilecek kadar dar değildir. Aksine, devletin vatandaşla
kurduğu ilişkinin yeniden tanımlandığı daha geniş bir yönetim paradigmasının
yansımasıdır.
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban da bu dönüşümün dikkat çeken
örneklerinden biridir. Vali Elban, yalnızca sahada görev yapan bir mülki idare
amiri değil; yerel yönetimler hukuku üzerine kapsamlı eserler kaleme almış,
belediye mevzuatını uygulama ekseninde sistemleştirmeye çalışan az sayıdaki üst
düzey bürokratlardan biridir.
Özellikle Belediye Kanunu Uygulamaları, Soru ve Cevaplarla
Belediye Mevzuatı Altın Rehberi ile Soru ve Cevaplarla Mahalli İdarelerin Gelir
ve Harcamaları adlı eserlerine genel bir çerçevede baktığımda, onun yönetim
anlayışının teorik arka planına ilişkin önemli ipuçları gördüm. Ulaşabildiğim
makalelerinde de benzer düşünce izlerine rastlamak, bu kanaatimi daha da
güçlendirdi.
Bununla birlikte Elban'ın yönetim felsefesini yalnızca
yazdığı eserler üzerinden okumak eksik olur. Görev yaptığı illerdeki
konuşmaları, sosyal medya paylaşımları ve kamuoyu önündeki temsil biçimi de
aynı zihinsel çerçevenin sahadaki yansımalarını ortaya koyuyor.
İlk dikkat çeken unsur, birey merkezli değil, kurum merkezli
bir yönetim anlayışıdır.
Bugün birçok yönetici vizyonunu kişisel liderlik üzerinden
kurarken, Vali Süleyman Elban'ın metinlerinde sürekli olarak kanunlar,
yönetmelikler, idari süreçler ve kurumsal işleyiş öne çıkıyor. Kitaplarında
kişisel yorumlardan çok hukuki dayanaklar ve uygulama örnekleri üzerinden
ilerleyen bir anlatım tercih ediliyor. Bunun temel amacını ise yöneticinin
inisiyatif alanını büyütmek değil; kurumun öngörülebilirliğini güçlendirmek
olarak okuyabiliriz.
Bu yaklaşım ilk bakışta klasik bürokratik devlet anlayışının
devamı gibi görülebilir. Oysa daha dikkatli bakıldığında farklı bir hedef
ortaya çıkıyor: Devletin kişiler üzerinden değil, kurallar üzerinden işlemesi.
Devletin kurumsal hafızasını koruyan, kişisel inisiyatif ile
hukuki güvenlik arasında denge kurmaya çalışan ve idari süreçleri
standartlaştırmayı önemseyen yeni bir yönetim dili oluşuyor. İdari süreçlerin
standartlaşması devleti ayakta tutan kolonları sağlamlaştırmak ve vatandaşın
güvenini sağlamak için oldukça önem taşır. Bu nedenle Elban'ın eserlerini
yalnızca bir hukuk çalışması olarak değil, değişen mülki idare kültürünün
yazılı belgeleri olarak okumakta fayda var.
Hukuk Engel Değildir
Vali Elban'ın eserlerinde hukuki mevzuat, kamu
yöneticilerinin hareket alanını daraltan bir engel olarak değil; idarenin güven
içinde hareket etmesini sağlayan bir güvence olarak ele alınıyor.
Türkiye'de kamu yönetimi üzerine yazılan birçok çalışmada
kuramsal tartışmalar ön plandadır. Elban'ın eserlerinde ise farklı sorular öne
çıkıyor: Karar nasıl uygulanacak? Yetki kimdedir? Süreç nasıl işletilecek?
Muhtemel hatalar nasıl önlenecek?
İşte tam da bu nedenle eserleri, akademik tartışmalardan çok
uygulamaya rehberlik ediyor. Belediye personeli, mülki idare amirleri ve hukuk
uygulayıcıları için pratik bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.
Bu yönüyle Süleyman Elban'ın entelektüel kimliği, teorisyen
bir akademisyenden çok; sahayı sistematik hâle getirmeye çalışan uygulamacı bir
kamu yöneticisini işaret ediyor.
Ben, akademik teoriyi saha tecrübesiyle buluşturan mülki
idare amirlerinin kitaplarını ve makalelerini bu nedenle çok önemsiyorum. Çünkü
bu eserler yalnızca bilgi üretmiyor; devlet aklının hangi yönde evrildiğini de
gösteriyor.
Devletin Yeni Temsil Dili
Dikkat edilirse, yeni kuşak mülki idare amirleri yalnızca
yatırım yapan ya da güvenliği sağlayan yöneticiler olarak öne çıkmıyor. Aynı
zamanda devletin kamusal yüzünü temsil ediyorlar. Köy ziyaretlerinden okul
programlarına, sosyal medya paylaşımlarından kültürel etkinliklere kadar uzanan
görünürlük, kişisel popülerlik üretmekten çok devletin erişilebilirliğini
artırmayı amaçlıyor. (Bir kısım mülki amir ise ısrarlar kişisel popülaritesi
için içerik üretmeye devam ediyor.)
Günümüz vatandaşının devletten beklentisi yalnızca hizmet
almak değildir. Devleti yanında görmek, kendisine dokunduğunu hissetmek ve
sorunlarına temas eden bir kamu otoritesiyle karşılaşmaktır. Kamu görevlisi ise
vatandaşın her talebini yerine getiren bir kişi değil; hukukun çizdiği sınırlar
içinde kamu hizmeti sunan bir temsilcidir.
Devlet millete hizmet ederken, bunu hukuk içinde, kamu
yararını gözeterek ve vatandaşın onurunu koruyarak yapar, yapmalıdır. Kamu
görevlisi son dönemlerde çokça karıştırıldığı gibi hizmetçi değil, hizmet
edendir.
Asıl Hikâye Bir Validen Daha Büyük
Süleyman Elban örneği bize yalnızca bir valiyi anlatmıyor.
Daha büyük bir dönüşümün ipuçlarını veriyor.
Türkiye'de mülki idare, klasik bürokratik reflekslerini
tamamen terk etmese de bunları yeni bir temsil diliyle tamamlamaya çalışıyor.
Hukuki güvenliği önceleyen ama iletişim kurmaktan kaçınmayan; kurumsallığı esas
alan ama vatandaşla temasını da artıran bir yönetim anlayışı giderek daha
görünür hâle geliyor.
Belki de önümüzdeki yıllarda başarılı valiler, yalnızca
yaptıkları yatırımlarla değil; temsil ettikleri devlet anlayışıyla konuşulacak.
Çünkü çağımızda kamu yönetiminin asıl rekabet alanı artık yalnızca hizmet
üretmek değildir. Asıl olan, güven üretebilmektir.
Güven ise çoğu zaman büyük projelerden önce, vatandaşın
devleti hangi yüzle gördüğünde başlar.
Bugün Türkiye'de değişen yalnızca valiler değildir. Devletin
vatandaş karşısındaki dili, görünürlüğü ve temsil biçimi de değişmektedir. Asıl
okunması gereken ise kişiler değil, bu sessiz paradigma değişimidir.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.