Kararnamenin Söylediği, Basının Göremediği
...
Nihayet beklenen kararname yayımlandı ve 430 mülki idare amirinin görev yeri değişti. Bu kararname, son yılların en geniş kapsamlı yaz kararnamelerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Kararnamedeki tabloya baktığımızda, 82 kaymakamın vali
yardımcılığına atandığını görüyoruz. Böylece toplam atamaların yaklaşık yüzde
19'unu oluşturan bir grup il yönetimine taşınmış oldu. Bu isimler artık
yalnızca ilçe yönetiminde değil, il ölçeğinde koordinasyon ve yönetişim
süreçlerinde görev üstlenecek.
Öte yandan 32 vali yardımcısı yeniden kaymakam olarak
görevlendirildi. Bunların bir kısmının büyükşehir ilçe kaymakamlıklarına
atandığını da özellikle belirtmek gerekir. Çünkü Türkiye'de bazı ilçe
kaymakamlıkları, nüfus ve yönetim kapasitesi bakımından birçok ilden daha büyük
bir ölçeğe sahiptir. Bir anlamda bazı vali yardımcıları yeniden sahaya döndü.
Üstelik bu ilçeler, üst kariyer basamaklarına yükselişte önemli referanslar
üretmektedir.
Kararnameyle 15 mülki idare amiri İçişleri Bakanlığı merkez
teşkilatında görevlendirildi. Bunun yanında 208 kaymakam ve 74 vali yardımcısı
için yatay görev değişikliği uygulandı. Başka bir ifadeyle kararnamenin
yaklaşık üçte ikisi yatay rotasyonlardan oluştu. Bu tablo, sistemin büyük
ölçüde rotasyon temelli bir kariyer modeli uyguladığını gösteriyor.
Kararnamenin ortaya koyduğu fotoğrafı tek cümleyle özetlemek
gerekirse; mülki idare amirleri makam yükseltilerek değil, yönetim ölçeği
büyütülerek yetiştiriliyor. Bu nedenle kararnameyi yalnızca bir atama listesi
olarak görmek eksik olur. Aslında bu belge, mülki idarenin görünmeyen kariyer
haritasının güncellenmiş bir versiyonudur.
Bu noktada sorulması gereken esas soru şudur:
"İçişleri Bakanlığı bu kararnameyle hangi kariyer
algoritmasını işletiyor?"
Veriler incelendiğinde kariyer koridorlarının hangi mantık
üzerine kurulduğu büyük ölçüde görülebiliyor. Atama kriterlerinin ne kadar
şeffaf olduğu, performans ölçümlerinin kamuoyuna ne ölçüde açık bulunduğu ve
siyasi takdir alanının genişliği ise ayrı bir tartışma konusudur. Nitekim bu
tartışmalar zaman zaman mülki idare camiasının kendi içinde de yapılmaktadır.
Peki, basın bu kararnameyi nasıl okudu?
Basının 2026 Mülki İdare Amirleri Kararnamesi'ni ele alış
biçimine baktığımızda, haberlerin önemli bir bölümünün kurumsal analizden
uzaklaştığını; kişiselleştirme ve sembolleştirme ekseninde şekillendiğini
görüyoruz.
Oysa mülki idare kararnameleri, bireylerin hikâyelerinden
çok devletin kendisini nasıl yeniden organize ettiğini anlatan metinlerdir. Bu
perspektif kaybolduğunda habercilik, analiz üretmek yerine dikkat çekici
ayrıntıların peşinden giden bir magazin refleksine dönüşme riski taşır.
Nitekim kamusal makamı magazinel bir kimliğe indirgeyen
haberler, kararnamenin önüne geçti. Özellikle bazı kadın kaymakamların fiziksel
görünümünün yönetsel kariyerlerinin önüne geçirilerek haberleştirilmesi
gazetecilik açısından sorunludur. Daha da önemlisi bu durum, basının mülki
idareyi nasıl okuduğunu gösteren çarpıcı bir örnektir. Aynı kararname
içerisinde çok sayıda erkek kaymakam yer almasına rağmen, haber dili onların
fiziksel özellikleri üzerinden kurulmadı.
Bu durum yalnızca haber tercihine ilişkin değildir; aynı
zamanda bir bakış açısı problemidir.
Türkiye'de siyaset, ekonomi, yargı ve asayiş haberciliği
güçlü alanlar olarak varlığını sürdürüyor. Ancak aynı şeyi kamu yönetimi
haberciliği için söylemek zor. Bu nedenle atama kararnameleri çoğu zaman
"kim nereye atandı", "kim terfi etti", "kim
sürüldü" gibi yüzeysel başlıklara sıkıştırılıyor.
Kararnameyle doğrudan ilgili olmasa da Sinop'ta bir vali
yardımcısının müftüye yaptığı veda ziyareti sırasında çekilen fotoğraf
üzerinden yürütülen tartışmalar da bu sorunun başka bir yansımasıydı.
Tartışmanın merkezine oturma düzeni yerleştirildi.
Oysa gazetecilik açısından sorulması gereken ilk soru şudur:
Fotoğraf bir kurumsal tercihi mi gösteriyor, yoksa birkaç saniyelik bir anı mı?
Basın etiğinin en temel ilkelerinden biri bağlamdır. Bir
fotoğrafı olayın tamamı gibi sunmak yanıltıcı olabilir. Kamu görevlileri de
sembollerin önemini bilmek zorundadır. Ancak tek bir kare üzerinden bir kişinin
bütün kamu yönetimi anlayışını yorumlamak da sağlıklı değildir.
Dahası, tartışmayı "kim kimin amiri" sorusuna
indirgemek, çoğu zaman kamu yönetimi sisteminin hukuki ve idari boyutları
arasındaki farkın yeterince bilinmediğini ortaya koymaktadır. Hukuki hiyerarşi
ile idari koordinasyon mekanizmaları birbirinden farklı kavramlardır. Bu ayrım
gözden kaçırıldığında, yapılan yorumlar sağlıklı bir zeminden uzaklaşmaktadır.
Fotoğrafın ortaya koyduğu beden dili açısından bakıldığında,
daha farklı bir görüntü verilmesi tercih edilebilirdi. Ancak oturma düzeni
üzerinden üretilen eleştirilerin de abartılı olduğu söylenebilir.
Kararnameye dönecek olursak; basın etiği açısından kamu
yararına en uygun yaklaşım ne kişiyi yüceltmek ne de tek bir görüntüden hüküm
vermektir. Asıl mesele, kararnameyi devletin yönetim mantığını, kariyer
sistemini ve kamu yönetimindeki dönüşümü anlatan bir belge olarak
okuyabilmektir.
Çünkü kararnameler yalnızca insanların yer değiştirdiği
metinler değildir. Aynı zamanda devletin hangi yöneticiyi hangi ölçekte
yetiştirmek istediğini gösteren sessiz belgelerdir.
Sorun şu ki, kararname bunu söylüyor; fakat basın çoğu zaman başka şeyler görüyor.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.