21. Yüzyılda MİA Ne İşe Yarıyor
...
İçişleri Bakanlığı Araştırma ve Etütler Merkezi tarafından yayımlanmış olan “21. Yüzyılda Mülki İdare Amirlerinin Mülki İdare Algısı” başlıklı araştırma, mülki idarenin neye dönüştüğünü ve gelecekte hangi kimlik üzerinden varlığını sürdürebileceğini anlamak açısından önemli verileri ortaya koyuyor.
Selim Çapar ve Şükrü Yıldırım’ın araştırması, 2002 ve 2014
yıllarında yapılan çalışmaların sonuçlarını karşılaştırıyor. 2001 yılında
1.140, 2014 yılında ise 496 mülki idare amirinin katıldığı araştırmalar
üzerinden mesleğin nasıl algılandığı ve bu algının nasıl değiştiği ortaya
konuluyor.
Rakamların söylediği ilk şey: Güvenlik
Araştırmada 2014 yılında mülki idare amirlerinin yüzde
94,5'i asayişi en önemli ve öncelikli işlevler arasında görüyor. Hemen ardından
yüzde 93,8 ile halkla diyalog ve vatandaşın değerlerine saygı geliyor. Yüzde
93,4 ile mesleğin gereklerinden kişisel çıkar için ödün vermemek, yüzde 93,2
ile çevre sorunlarına duyarlılık ve yüzde 92,8 ile adalet duygusuna zarar
verecek karar ve eylemlerden kaçınmak sıralanıyor.
Tabloya göre mülki idare amirlerinin idare anlayışı;
güvenlik olacak ama adalet duygusu zedelenmeyecek, devlet güçlü olacak ama
vatandaşla iletişim kopmayacak, otorite olacak ama halka tepeden bakılmayacak
ekseninde şekilleniyor.
Belki de 21. yüzyılın mülki idare anlayışının temel gerilimi
burada başlıyor.
Araştırmada MİA’ya göre vatandaşın mülki idare amirinde
görmek istediği özelliklerin başında yüzde 62,4 ile herkese eşit yaklaşım ve
tarafsızlık geliyor. İkinci sırada ise yüzde 57,3 ile halka yakınlık bulunuyor.
Dürüstlük, kişilik özellikleri, mağdurları koruyup kollama ve halkın
değerlerine saygı da bu beklentileri takip ediyor.
Burada mülki idarenin çok önemli bir sırrı ortaya çıkıyor.
MİA’ya göre vatandaş sadece “iş yapan yönetici” istemiyor. Kendisine yakın
olana başka, uzak olana başka davranmayan devlet. Siyasi, ekonomik veya sosyal
gücü olanla olmayan arasında mesafe koymayan devlet. Kapısını herkese açan
devlet.
İşte mülki idare amirinin gerçek itibarı burada başlıyor.
Bir kaymakam çok sayıda yatırım yapabilir. Çok sayıda toplantıya katılabilir.
Çok sayıda törene iştirak edebilir. Çok sayıda proje açıklayabilir. Ama
vatandaşın zihninde şu kanaat oluşmuşsa bütün bunların değeri azalır: “Bana
adil davranmadı.”
Araştırmanın yüzde 93,8 ile ikinci sıraya koyduğu “halkla
diyalog ve değerlerine saygı” meselesi bugün çok daha farklı okunmalıdır. 2014
yılında halkla diyalog denildiğinde akla köy ziyaretleri, esnaf ziyaretleri,
vatandaş kabulü, toplantılar ve yüz yüze görüşmeler geliyordu.
Bugün bunların tamamı hâlâ önemli. Ancak vatandaş artık
devlet kurumunun kapısına gitmeden de devlete ulaşmak istiyor. Dolayısıyla çok
değil 12 yıl önceki halka yakınlık kavramı bugün erişilebilirlik kavramına
dönüşmüş durumda.
Bugün devletin vatandaşa uzaklığı kilometreyle değil, bir
tıklamayla ölçülüyor.
Kaymakam her işi yapan kişi mi?
Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de ekonomik
kalkınmanın mülki idare amirlerinin görev algısında daha alt sıralarda kalması.
2014 araştırmasında işsizlikle mücadele yüzde 67,8, ekonomik
kalkınmada liderlik rolü üstlenmek ise yüzde 57,3 oranında önemseniyor.
Bunun anlamı kaymakam ekonomiden çekilsin değildir. Mülki
idarenin görevi artık yatırımı yapmak değil, yatırımın önünü açmak olmalıdır.
Peki kaymakama neden ihtiyaç var?
İşte en zor soru bu. Mülki idarenin geleceğini konuşabilmek
için bu soruyu açıkça sormak gerekiyor. Günümüzde kamu hizmetleri uzmanlaşıyor,
dijitalleşiyor. Vatandaş birçok hizmeti evinden alıyor. Belediyelerin görev
alanları genişliyor. Merkezi idarenin farklı alanlarda yeni kurumları ortaya
çıkıyor.
O halde kaymakamlık bütün bu yapıların arasında neden hâlâ
gerekli? Bana göre bu sorunun cevabı çok açıktır. “Devleti ilçede bir arada
tutmak için”
Kaymakamın asıl gücü her işi kendisinin yapmasından değil,
farklı kurumların kapasitesini aynı hedefe yönlendirebilmesinden
kaynaklanmalıdır.
Kaymakamın niteliği de değişmeli
Araştırmada kaymakam adaylarının seçimi konusunda geçmişte
yaşanan tereddütlerin de ele alındığını görüyoruz. Mülki idarenin geleceği
doğal olarak insan kaynağının niteliğinden bağımsız düşünülemez. Konuştuğum çok
sayıda mülki idare amirinin, meslek adına en çok rahatsız olduğu konuların
başında meslek adaylarının seçimi konusu geliyor.
21.yüzyılın kaymakamı yalnızca mevzuat bilen yönetici
olamaz. Bugün kaymakamın bir davranışı yalnızca kaymakamın davranışı olarak
kalmıyor. Vatandaş onu devletin davranışı olarak görüyor.
Yeni bir araştırmanın zamanı gelmedi mi?
“21. Yüzyılda Mülki İdare Amirlerinin Mülki İdare Algısı”
araştırması 2002 ve 2014 verilerini karşılaştırıyor. Bugün ise 2026 yılındayız.
Aradan 12 yıl daha geçti. Türkiye değişti. Yönetim anlayışı değişti. Dijital
hayat değişti. Güvenlik anlayışı değişti. Vatandaşın beklentisi değişti.
Bu durumda yeni bir soruya ihtiyaç var: 2026'da mülki idare
amirleri mülki idareyi nasıl görüyor?
Ve belki daha önemlisi:
2035 yılında kaymakama neden ihtiyaç duyacağız?

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.