23 Yıl Önce Öldü, Bugün Hâlâ Ders Veriyor
...
Recep Yazıcıoğlu’nun ölümünün üzerinden 23 yıl geçti. Teknoloji değişti, devletin iletişim dili değişti, sosyal medya hayatımıza girdi. Ama “Süper Vali” hâlâ konuşuluyor. Asıl soru şu: 23 yıl önce ölen bir vali, bugün görev yapan mülki idare amirlerine neden hâlâ örnek gösteriliyor?
Denizli Valisi iken 23 yıl önce trafik kazasında hayatını
kaybeden Recep Yazıcıoğlu, vefatının 23’üncü yılında da sosyal medyada en çok
adı geçen isimlerden biri olmaya devam etti.
Bir düşünün. Bir vali öleli 23 yıl olmuş. Görev yaptığı
dönemin üzerinden neredeyse çeyrek asır geçmiş. Türkiye değişmiş. Devlet
değişmiş. Bürokrasi değişmiş. İletişim biçimleri değişmiş. Sosyal medya diye
bir gerçeklik hayatımızın merkezine oturmuş.
Ama Recep Yazıcıoğlu’nun adı hâlâ dolaşımda. Videoları
yeniden paylaşılıyor. Sözleri yeniden dolaşıma giriyor. Yaptıkları yeniden
tartışılıyor. Genç kuşaklar onu yeniden keşfediyor.
Peki neden?
23 yıl önce ölen bir vali, bugün neden hâlâ bu kadar canlı?
Bazıları makamdan ayrılır, bazıları hafızadan
Bazı yöneticiler görev yaptıkları makamla birlikte
hatırlanır. Bazıları görevden ayrıldığı gün unutulur. Bazıları ise görev
süresince sürekli görünürdür ama makamdan ayrıldıktan sonra geriye pek bir şey
kalmaz.
Recep Yazıcıoğlu farklıydı. Makamdan ayrılalı değil,
hayattan ayrılalı 23 yıl oldu. Ama adı hâlâ yaşıyor. Üstelik onu yaşatan
devletin resmi arşivleri değil sadece. Vatandaşın hafızası.
Bir kamu yöneticisi için bundan daha güçlü bir referans
olabilir mi?
2 Eylül 2003: Denizli bir anda sustu
2 Eylül 2003…
Denizli’nin Bayramyeri semtindeyiz. Rutin iş tempomuz
içerisinde, “Kolombo” namıyla anılan rahmetli gazeteci büyüğümüz İsmail Hakkı
Ekmekçioğlu ile birlikteyiz.
Denizli güneşli. Birden hava değişiyor. Güneşin yerini gri
bir gökyüzü alıyor. Toz toprak birbirine karışıyor. Fırtına çıkıyor. Kapalı bir
alana sığınmaya hazırlanırken Kolombo’nun telefonu çalıyor. Telefonun ucundaki
ses ne söylediyse yüzü değişiyor. Sesi titriyor. Ardından bağırıyor: “Vali Bey
kaza yapmış!”
O anda aklımıza kazanın büyüklüğü gelmedi. Böyle bir
ihtimali insan zihnine konduramıyor.
Vali ağır yaralı. Hastaneye kaldırılmış. Detaylar geliyor.
Ama bizim aklımızda tek bir düşünce var: İyileşecek ve aramıza dönecek.
Bu inanç o kadar güçlüydü ki, beyin ölümünün gerçekleştiğini
öğrendiğimizde bile içimizde bir yerlerde onun ayağa kalkacağına inanıyorduk.
Yüzünde o kendine has muzip gülümsemesiyle karşımıza çıkacak ve yine: “Sigarayı
hâlâ bırakmadınız mı?” diyecekti sanki.
Ama gelmedi.
8 Eylül de tıbbı olarak aramızdan ayrıldığı açıklanmış olsa
da 2 Eylül 2003’te Türkiye bir valisini kaybetti. Bugün geriye dönüp
baktığımızda ise daha büyük bir kaybı görüyoruz: Türkiye yalnızca Recep
Yazıcıoğlu’nu değil, bir yönetici tipini de kaybetti.
Yazıcıoğlu'nu efsane yapan gerçekten neydi?
Yazıcıoğlu üzerine hazırladığım kitap çalışması sırasında
bildiklerimizin ötesindekileri araştırırken, üzerinde durduğum soru tam olarak
buydu.
Neden? Neden bu adam? Neden 23 yıl? Neden hâlâ?
Çünkü onu yalnızca “Süper Vali” veya “Efsane Vali”
sıfatlarıyla açıklamak kolaycılık olur. Cesurdu, renkliydi, sıra dışıydı,
medyanın ilgisini çekiyordu. Ama bunların hiçbiri tek başına bir insanı 23 yıl
yaşatmaz.
Asıl üzerinde durulması gereken, Yazıcıoğlu’nun nasıl bir
toplumsal ihtiyaca cevap vermiş olduğudur.
Bugün hâlâ aynı yönetici aranıyorsa, sorun nerede?
Bugün sosyal medyada Yazıcıoğlu’nun eski görüntülerinin
altına yazılan yorumlara bakın. Bir cümle tekrar tekrar karşınıza çıkıyor:
“Keşke bugün de böyle valiler olsa.”
Bu cümleyi hafife almamak gerekiyor. Çünkü vatandaş aslında
geçmişi övmüyor. Bugünü sorguluyor. “Keşke” kelimesinin içinde bir özlem var.
Ama aynı zamanda bir memnuniyetsizlik de var.
Yazıcıoğlu'nun 23 yıl sonra yeniden yükselen adı biraz da bu
nedenle bugünün yöneticilerini rahatsız edecek kadar güçlü. Ancak şunu da
unutmamak lazım bugünün şartlarında alternatif üretmek neredeyse imkansız.
Sosyal medya görünürlük sağlar, hafıza iz bırakır
Bugünün yöneticileri açısından çok önemli bir başka mesele
daha var. Yazıcıoğlu’nun sosyal medya hesabı yoktu. Takipçi sayısı yoktu.
Etkileşim oranı yoktu. Günlük paylaşım planı yoktu. Fotoğraf ekibi yoktu. Ama
23 yıl sonra adı hâlâ sosyal medyada.
Bugünün yöneticileri ise bazen bir gün içerisinde
Yazıcıoğlu’nun 23 yılda ürettiğinden daha fazla sosyal medya içeriği üretiyor.
Fakat burada çok kritik bir ayrım var: Görünür olmak başka, iz bırakmak başka.
Efsaneyi alkışlamak kolay, gerçeği anlamak zor
Yazıcıoğlu'nu sürekli “Süper Vali” diyerek anmak kolay.
“Efsane Vali” deyip geçmek daha da kolay. Ama bu yaklaşım aslında onun gerçek
mirasını küçültüyor.
Çünkü onu bir efsaneye dönüştürüp geçmişte bırakmak, bugünün
mülki idaresinin ondan alabileceği dersleri de ortadan kaldırdığı gibi bugünün
yöneticilerine de ciddi bir haksızlık olur.
Yazıcıoğlu'nun asıl mirası, makamın arkasına saklanmayan bir
mülki idare anlayışıydı.
Yazıcıoğlu'nun asıl mirası
2 Eylül 2003’te Denizli’nin üzerine çöken toz bulutu
dağıldı. Fırtına dindi. 23 yıl geçti. Ama Recep Yazıcıoğlu’nun adı hâlâ
konuşuluyor. Bazı insanlar görev yapar. Bazı insanlar ise görev yaptığı dönemin
ötesine geçer.
Yazıcıoğlu’nun geride bıraktığı en büyük miras belki de
budur:
Makamdan ayrıldı ama vatandaşın hafızasından ayrılmadı.
Bugün anlamakta güçlük çektiğim tek konu geçen yıl da anlamadığım konuydu. Neden Yazıcıoğlu’na yakışır anma etkinliği yapılmaz, Tokat Belediyesi neden böyle bir organizasyonu yapmaz.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.